8 Aralık 2011 - 08:00

Bismillah, Selam olsun, Küfe’nin en cesur adamına… Selam olsun, Kerbela’da isminin tefsirini kanı ile yazan özgür insana… Selam olsun, mevlasının kollarında onun mübarek gözlerine bakarak can verene… Selam olsun ; yiğit , pehlivan ve güçlü bir komutan olan Hür b.Yezid-i Riyahi’ye… Ey Kerbela’nın tövbekarı!

Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Zaman ne kadarda ilginç değil mi? Hani Ubeydullahın sarayındın çıkıp ‘Eba Abdullah’la savaşmak için pek de hoşlanmadığın bir görevi yerine getirmek adına sözde kendi ve ailenin canını korumak için yola çıkarken hani bir ses duymuştun: “Ey Hür! Ne mutlu sana ve sevinçli ol ki hayra doğru gidiyorsun!’’Bu gaybı sedayı duyduğunda şaşkın bir şekilde kendi kendine söylenerek: “Bu nasıl bir kutlama ,hayır müjdedir ki ben emrindeki 1000 kişi ile Hüseyin’le savaşa gidiyorum? Diye kendine serzenişte bulunmuştun.

Ey Kerbela’nın aziz şehidi!

Bir tarafta Peygamber evladı, vahyin evi; diğer tarafta peygamberin düşmanları; bir tarafta Allah’ın Salih ve Veli kulu, diğer tarafta alenen şarap içip, haramları helal bilen gasıp halife, bir tarafta aşk ve şehadeti, diğer tarafta alçaklık ve hıyaneti müşahede eden, bir tarafta saadeti ,diğer tarafta bedbahtlığı,bir tarafta cenneti diğer tarafta cehennemi gören sen değil miydin?

Ey mevlasının kollarında can verme şerefine erişen!

İnsan hayatında anları yakalamak önemlidir. Bazen insanın verdiği bir karar onun hayatında dönüm noktasını olabiliyor. Bunun tarihte bir çok örneği vardır. Bu örneklerden biri de sensin ey aziz şehit. Benim hep merak ettiğim şeylerden birisi de İmam Huseyini tutuklamak veya katletmek için çıktığın bu bela yolcuğunda gidip o mübarek imamda hayat bulmanın, seçkin bir mevkie sahip olduğun halde tüm her şeye sırt çevirerek, kölelik zincirleri kırarak isimde değil hakikatte hür olabilmenin, özgürlük ve hürriyetine kavuşmanın sihirli iksiri ne idi?

Acaba, güneş gök yüzünde parladığı , sıcağın çölün kumlarını adeta kavurduğu o zamanda, bin askerin ve susamış atlarına karşı merhamet ve şefkat timsali ‘Eba Abdullah’ın susuzluğunuz karşısında sizlere gösterdiği o mihrabanlığı , şefkati ve merhameti mi idi? Yoksa senin ehlibeyt’e özellikle Fatıma’ya olan marifetin mi idi? Yoksa İmam ile ilk karşılaşmanda onun imamlığında kılmış olduğun o namaz mıydı?

Ey Kerbela mektebinin yiğit eri!

Allah’tan başkasına kulluk etmek ve günaha ve nefsani temennilere boyun eğmek, esaret ve köleliğin ta kendisidir. Özgürlük ise insanın kendi kerametini ve şerefini tanıması ve aşağılığa, zillete nefsin alçaklığına ve dünyanın esaretine boyun eğmemesidir. Yaşamın engebeli safhalarında bazen öyle olaylar yaşanır ki bazı insanlar dünya malına ulaşmak veya sahip oldukları şeyleri korumak için her türlü aşağılanmayı veya esareti kabullenerek zilleti tercih ederler. Kerbela mektebinde bu tip insanları gören onların canlı şahidi sensin.

Ama, hür yaşamayı tercih eden insanlar ise en değerli şeylerini, en aziz yakınlarını kaybetme pahasına zillete boyun eğmeyerek izzeti seçerler. Bunun için de gereken bedeli ödemekten korkmazlar. Mübarek İmamın “Acaba aranızda feryadımıza yetişip bize yardımda bulunacak bir kimse yok mudur? Acaba Resulullah’ın haremini (Ehl-i Beyt’ini) savunacak birisi yok mudur?”nidasına sen lebbeyk diyerek sahip olduğun dünyaya ait bütün değerleri elinin tersi ile iterek imamın yoluna, canını bu yola feda ederek, bizler için tövbe ve özgürlük çerağı oldun. Senin bu uğurda canını verirken okuduğun o hamaset dolu sözlerin olan,

‘’Doğrusu ben Hür’üm

Sizleri kılıçtan geçiririm.

Ve bu toprakta inen en üstün kimseye yardım ederim.

Sizleri öyle öldürürüm ve bu yolda asla şüphe etmem.’’

haykırışların hala Kerbela sahrasında yankılanmaktadır…

Ey günahkar kulların umudu!

Zamane bizi güçsüz düşürmüş, kendi benliğimizden kurtulamamanın ve dünyevi bağlardan sıyrılamamanın, hak yolunda zikzaklar çizmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Kuşkusuz dünyevi istekler bizleri esiri almış olup yüce hedeflere ulaşmamızın önünde bir Yezid misali dikilmiş vaziyettedir.Yani hür olamamanın hicranını yaşamaktayız. Kendi varlığını kaybetme korkusu veya isteklerden mahrum kalma hasreti, bizleri esir alarak büyük karar alma yolundaki irademizi sarsmaktadır.

Kerbela bir mektep olarak bizlere şunu göstermiştir; nice arzu ve istekler vardır ki insanı doruktan indirir ve yaşamında onu zelil bir konumu getirir. Hakeza yine nice dünyevi isteklerinden vazgeçmek de insanı kemalin zirvesine yerleştirerek kişiyi izzetli kılar. Ben şu gerçeği de biliyorum ki ‘Huseyni mektep’ ilahi ve insani değerleri savunma yolunda en ebedi hamaseti yazmak üzere dünyevi bağlardan kopan hür insanlar ve yiğitler istemektedir.

Ey Kerbela’nın mahcup şehidi!

Biliyorum sen mevlanın huzuruna tövbe etmek için geldiğinde başını önüne eğmiş ve mahcup bir halde Rabbine şöyle yakarıyordun:“Allah’ım; sana yöneldim ve yaptıklarımdan tövbe ediyorum. Tövbemi kabul buyur. Doğrusu ben senin velilerinin kalbini incittim; Peygamber'inin evlatlarını avare ettim’’. Senin bu tövbeni ‘tevvab’ olan Allah kabul ederek, senin canını yüzündeki toz toprağı silen mevlanın, maşukunun dizlerinde onun şefkatli bakışları ve kollarında, imamının şu şekildeki tesellisi ile seni ödüllendiriyordu:’’ Sakin ol! İzin ver sarığımla alnını bağlayayım. Hani dememiş miydin son anda yanında olayım diye. Aç gözlerini, bak artık özgürsün. Hem bu dünyada hem ahrette özgür bir yiğitsin. Ne şerefli insandır Hür, çünkü Hüseyin’e yardım nidasını duydu ve canını bu yolda feda etti. Rabbim, sen onu cennette ağırla’’.

Ey bu dünyanın hem de ahiretin Hürü!

Hani daha bu sıkıntılı yolcuğu çıkarken duyduğun o ‘hayrı müjdeleyici’ gaybı ses böylece İmam’ın kollarında tecessüm ediyordu. Sen, bizlerin halinden anlarsın, bizler de yaptığımız yanlışlardan ve günahlardan dolayı Hüseyni değerlere , ‘Zamanın imamına’, evlad-ı hüseyine karşı mahcup ve başımız aşağıdadır. Hani sen son nefesinde imamından, mevlandan istemiş olduğun o duayı şimdi bizler senden talep ediyoruz ki; bizler de gerçek hür olup, hüseyni yaşayıp, hüseyni ölüp ve hüseyni dirilelim…

MEHMET YETKİN